KÖŞE YAZISI

SEÇİMLER NE ZAMAN?

Abdullah Doğan Abdullah Doğan

Kamuoyunda kanaat şu yönde; CHP iç çekişmeleri, liderlik tartışmaları, mutlak butlan ve Özgür Özel’in ekibinin hareketlenmesi erken seçim atmosferi yaratıyor.

Benim düşüncem; önce anayasal meşruiyet zemini kurulacak, sonra ekonomi istikrarı sağlanacak, en son seçim takvimi optimize edilecek.

Esasen bu devlet aklı açısından oldukça mantıklı bir sıralamadır.

Siyaset kulislerinde herkesin "erken seçim ne zaman olur?" diye ezbere konuştuğu bir dönemde, kalıpların dışına çıkıp meseleye çok daha bütüncül, hukuki ve ekonomik bir perspektiften yaklaşalım.

Analizi adım adım masaya yatıralım... Güçlü bir mantığa dayanıp dayanmadığını inceleyelim:

1-Anayasa Hamlesi ve Recep Tayyip Erdoğan'ın Adaylığı:

Mevcut Anayasa'ya göre Sayın Cumhurbaşkanı'nın üçüncü kez aday olabilmesinin tek yolu, TBMM’de 360 milletvekilinin evet demesiyle erken seçim kararı alınmasıdır.

Ancak, iktidar bloğu için yeni bir anayasa ya da köklü bir anayasa değişikliği, bu sorunu erken seçim şartına bağlı kalmaksızın kökten ve kalıcı olarak çözebilir.

Meclis’te kurulacak olan geniş tabanlı “yeni anayasa” masası bir uzlaşı oluşturabilir, bu hamle hem hukuki düğümü çözer hem de iktidara siyasi bir nefes alanı açar.

2- Ekonomi düzelmeden sandık mandık gelmez: ekonomik göstergeler, özellikle yüksek enflasyon ve faiz sarmalı halkın mutfağını etkilemeye devam ederken sandığı halkın önüne getirmek, mevcut iktidar için büyük bir risk taşır.

Önce ekonomi programının meyvelerinin toplanması, yapışkan enflasyonun ve faizlerin kalıcı olarak düşürülmesi, halkın alım gücünün hissedilir şekilde rahatlaması gerekiyor.

Bu yapısal dönüşüm için de zamana ihtiyaç var. Bu yüzden 2028'den önce yapılacak acele bir baskın seçim, rasyonel bir siyasi akılla bağdaşmaz.

Çünkü yeni anayasa sadece AK Parti oylarıyla yapılabilecek bir mesele değil.

Burada merkez sağ, milliyetçi muhafazakar blok, Kürt siyaseti ve hatta CHP içindeki devletçi damar dahil olmak üzere geniş bir mutabakat aranabilir.

Kürt siyasetinin desteği için ise öncelikli olarak yeni sürecin başarıya ulaşması gerekliliği göz ardı edilemez bir gerçektir.

Türkiye’de anayasa tartışmaları çoğu zaman ideolojik görünür fakat aslında sermaye düzeni, bürokratik istikrar, güvenlik mimarisi, dış politika yönelimi ve ekonomik güven ortamı ile doğrudan bağlantılıdır.

Bu yüzden hem anayasa hem de ekonomi için uzlaşı gerekir.

Çünkü yüksek faiz, zayıf rezerv yapısı, dış yatırım ihtiyacı ve hukuk güvenliği beklentisi gibi başlıklarda siyasal tansiyonun düşmesi ekonomik araç olarak da kullanılabilir.

3- İki Seçimin Birleştirilmesi:

2028 Mayıs'ında genel seçimlerin zamanında yapılması ve 2029 yerel seçimlerinin öne çekilerek ikisinin birleştirilmesi senaryosunu inceleyelim; Türkiye ardı ardına seçim yaşamaktan yorulan bir ülke.

İktidar, "Ekonomiyi rayına soktuk, iki seçimi birleştirip tek seferde bu işi bitirelim ve önümüze bakalım" argümanını çok rahat işleyebilir.

CHP'li belediyelerdeki yıpranma payı, yönetim krizleri ya da olası koordinasyonsuzluklar iktidar tarafından bir "güven oyu" temasına dönüştürülebilir...

"Yereldeki tıkanıklığı merkezi yönetimle uyumlu hale getirerek aşalım" söylemi, iki seçimin birleştiği bir atmosferde iktidarın elini güçlendirebilir.

Eğer yeni Anayasa referandumla ya da TBMM’de uzlaşıyla geçerse 2017 modeli benzeri bir yapı ortaya çıkacaktır. Böylece Anayasa referandumu yada anayasal paket sadece teknik hukuk değişimi değil aynı zamanda siyasi güven oyu işlevi görecektir.

Sonrasında ise iktidar “millet yeni sistemi onayladı” anlatısı kurabilir.

Ardından 2028’de cumhurbaşkanlığı seçimi, TBMM genel seçimi ve 2029 yerel seçimlerinin erkene çekilerek aynı pakete bağlanması iktidar açısından aşağıdaki avantajları sağlayacaktır:

Seçim yorgunluğu azalacak, muhalefetin yerel yönetim-merkezi yönetim ayrışması bozulacak, Cumhurbaşkanlığı seçim rüzgarı yerel seçimlere taşınacak, devlet aygıtının mobilizasyonu tek döneme toplanacak ve iktidar ekonomik toparlanma etkisini tek büyük seçimde kullanacaktır.

Kısacası; muhalefetin "hemen erken seçim" söylemi kendi kitlesini konsolide etmeye yönelik bir hamleyken, devlet mekanizmasını ve iktidarın anayasa, ekonomi, zamanında genel seçim ve öne çekilmiş yerel seçim hamle önceliklerini çok da yabana atmamak gerektiği kanaatindeyim.

Sistem önce hukuki meşruiyeti ve ekonomik zemini tahkim edecek, seçim en son gelecek.

Çünkü; erken seçim ancak sistem kendi risklerini minimize ettikten sonra anlamlı hale gelir.

Tabii ki siyasi aktörlerin reflekslerini düşündüğümüzde, bu planın önündeki tek büyük engel Meclis'teki sandalye aritmetiğini değiştirecek ya da uzlaşıyı bozacak beklenmedik siyasi kırılmalar olabilir.

Bu içeriği paylaş