KÖŞE YAZISI

Cumhuriyet’in 2. Yüzyılı İçin Nasıl Bir Devlet?

Abdullah Doğan Abdullah Doğan

Bu soruya verilecek cevap, yalnızca anayasa maddelerinde, hükümet sisteminde veya seçim yasalarında aranamaz.

Asıl mesele, siyaset ile devlet kurumları arasındaki ilişkinin nasıl yeniden kurulacağıdır.

Çünkü modern demokrasinin en temel paradokslarından biri şudur: Devleti siyasetçiler yönetir; siyasetçileri ise millet seçer.

Dolayısıyla seçimle iktidara gelen siyasi kadroların devleti yönetme yetkisini kullanması demokratik sistemin gereğidir.

Fakat aynı demokratik sistem, seçilmiş iktidarın sınırsız bir güç sahibi olmasını da istemez.

İşte demokrasi tam bu iki gerçek arasındaki gerilim üzerinde yükselir.

Bir tarafta millet iradesi, diğer tarafta hukukun üstünlüğü vardır.

Bir tarafta seçilmiş siyasetçinin yönetme yetkisi, diğer tarafta devlet kurumlarının özerkliği ve vatandaşın temel hakları vardır.

Sorun, bu iki tarafı birbirinin rakibi ya da hasmı haline getirmeden aynı sistem içerisinde dengeleyebilmektir.

Siyaset devleti yönetir; fakat devlet siyasetçinin mülkü değildir.

Demokratik seçimlerin anlamı açıktır...

Bir siyasi parti veya ittifak seçim kazanırsa, devlet politikalarını belirleme yetkisi elde eder...

-Ekonomiyi yönetir.

-Bütçeyi hazırlar.

-Bakanları ve üst düzey bürokrasiyi belirler.

-Dış politikayı yürütür.

-Güvenlik politikalarını oluşturur.

-Kanun teklifleri hazırlar...

Dolayısıyla “siyaset devletten uzak dursun” demek demokratik siyasetin doğasına aykırıdır...

Ancak bunun tam tersi de doğru değildir.

Devlet, seçilmiş iktidarın özel mülkü değildir.

Mülk milletindir ve mülkün temelinin sağlamlığı da hukuk ve adalet sisteminin sağlamlığıyla kaimdir...

İktidarın devleti yönetme hakkı vardır; fakat devletin bütün kurumlarını kendi siyasi iradesinin uzantısına dönüştürme hakkı yoktur...

Bu ayrım, ikinci yüzyılın devlet anlayışının temelini oluşturmalıdır...

Bu içeriği paylaş