MİLLİ MUKAVEMET
Devleti korumak sadece hudutlarını korumak değildir.
Devleti korumak bütüncül bir yaklaşımla, Türkiye’nin stratejik kırılganlıklarını önceden gören, yabancı nüfuzu ve organize etki operasyonlarını ayırt edebilen, devlet-toplum-ekonomi dayanıklılığını artıran demokratik hukuk devletiyle uyumlu bir milli güvenlik mimarisi kurmakla olur.
Yirminci yüzyılın devlet güvenliği anlayışında tehdit büyük ölçüde tanımlanabilirdi.
Bir ordu diğer bir ülkenin sınırını geçerdi ve diğerine savaş ilan ederdi, bir casus gizli bir belge ele geçirirdi ya da bir terör örgütü saldırı düzenlerdi.
Dolayısıyla istihbaratın temel işlevi çoğu zaman düşmanın hangi hamleyi yapacağı ile ilgili çalışmalar yapmaktı.
Bu işlev yirmi birinci yüzyılda ise artık değişti...
Bir devletin stratejik karar alma kapasitesinin nasıl etkisizleştirilebilmesiyle ilgili hale geldi...
Çünkü modern devletler artık sadece askeri güçleriyle ayakta durmuyor.
Bir devletin gerçek gücü; kurumlarında, insan kaynağında, eğitim sisteminde, ekonomisinde, sermaye yapısında, teknolojisinde, enerji güvenliğinde, diplomatik ilişkilerinde, toplumsal bütünlüğünde, medya ekosisteminde, bilgi üretme kapasitesinde ve krizlere dayanma yeteneğinde ortaya çıkıyor.
Dolayısıyla buradan hareketle modern istihbaratın konusu da genişlemiştir diyebiliriz.
Bugün bir ülke; askeri ya da siber saldırıyla, enerji bağımlılığıyla, finansal baskıyla, kritik teknolojilerde dışa bağımlılıkla, dezenformasyonla, seçimlere yönelik dış müdahaleyle, stratejik sektörlerin kontrolüyle, elit (bir toplumun stratejik kararlarını, kaynaklarını, kurumlarını, bilgi üretimini veya toplumsal yönelimlerini kendi konumu, uzmanlığı, otoritesi ya da kurduğu ilişkiler ağı sayesinde ortalamanın üzerinde etkileyebilme kapasitesine sahip kişi ve gruplar) ağlarının manipülasyonuyla, organize yabancı nüfuzuyla, kritik insan kaynağının başka merkezlere bağlanmasıyla, toplumsal kutuplaşmanın derinleştirilmesiyle zayıflatılabilir...
Dikkat edilmesi gerekir; zira Türkiye böyle bir saldırıyla karşı karşıyadır...
