BOŞLUĞA DEĞMEK
Joe Simpson’ın bir kitabı, sıradan bir dağ macerası kitabından öte insanın ölümle yüz yüze geldiğinde iradesinin ne kadar ileri gidebildiğini anlatıyor...
Simpson ve tırmanış arkadaşı Simon, 6500 metrelik daha önce çıkılmamış dağa tırmanıyorlar.
Zirveye de ulaşıyorlar; fakat asıl cehennem zirveden sonra, dönerken başlıyor.
Simpson inişte düşüyor ve sağ bacağını yürüyemeyecek şekilde kötü bir biçimde kırıyor.
Yates ise onu ip sistemiyle aşağı indirmeye çalışıyor.
Fakat fırtına, karanlık ve arazi şartları nedeniyle Simpson bir noktada uçurumun kenarından aşağı sarkıyor.
Yates saatlerce onu tutuyor.
Ancak ipteki ağırlık nedeniyle Yates’in kendisi de aşağı sürüklenmek üzereyken sonunda korkunç bir karar veriyor ve ipi kesiyor.
Simpson yüzlerce metre aşağı düşüyor; Yates onun öldüğünü düşünüyor ve tek başına aşağı iniyor.
Fakat…
Simpson ölmüyor...
Bir yarığa düşmüş ve küçük bir çıkıntının üzerine tutunarak hayatta kalıyor...
Simpson’ın bacağı kırık, yiyeceği ve suyu yok, vücudu donmak üzere.
Yukarıya da çıkamıyor.
Bunun üzerine yarığın daha da aşağısına inmeyi göze alıyor ve başka bir çıkış buluyor.
Yaklaşık üç gün boyunca, kırık bacağıyla sürünerek, sekerek ve bazen de bilinci bulanık şekilde ilerleyerek üsse ulaşmaya çalışıyor.
Yates ise onun öldüğünden emin; hatta Yates, Simpson’ın eşyalarını yakıp ertesi gün bölgeden ayrılmaya hazırlanıyor.
Tam o sırada Simpson gece üsse geliyor.
Simpson, Yates’in ipi kesmesini ihanet olarak görmüyor.
Tam tersine, Yates’in başka seçeneği olmadığını kabul ediyor.
Kitabın bize sordurduğu asıl soru da şu ki; “İnsan, artık kurtulmasının mümkün olmadığına inanılan bir noktadan sonra kendisini ne kadar süre daha hayatta tutabilir?”
Ardından soruyoruz; “İrade mi bedeni yönetir, beden mi iradeyi?”
Simpson’ın karşısında artık dağı yenmek gibi romantik bir hedef yok.
Zirveye zaten çıkmış; başarı, şöhret, macera bitmiş, sona ermiş.
Geriye yalnızca yaşamak kalmış; hayatta kalabilmeye tutunmak…
Bunun için de Simpson’ın psikolojisi zihninde adeta küçük hedefler koyuyor ve bu hedeflere dair küçük görevler oluşturuyor; şu noktaya kadar gitmelisin.
Şu zamana kadar oraya ulaşmalısın.
Biraz daha, hadi biraz daha gayret…
Bütün hayatını kurtarmaya çalışmıyor; aksine bir sonraki mesafeyi kurtarmaya çalışıyor.
Kitapta çok önemli bir ahlaki mesele de var; Yates’in ipi kesmesi yıllarca tartışılıyor.
Dışarıdan bakınca; “Arkadaşını ölüme terk etti.”
Fakat dağın üzerinde başka bir gerçeklik vardı; Onu kurtarmaya çalışmaya devam ederse ikisi de ölecekti...
Dolayısıyla acımasızlık olarak görülebilecek bu kararı biz de kendimize sorabiliriz; “Bir insanın hayatını kurtarmak için kendi hayatını feda etmek ne zaman ahlaki bir zorunluluktur; ne zaman anlamsız bir intihardır?”
Hatta daha da önemlisi; “Normal hayatın ahlakıyla ölüm kalım şartlarının ahlakı aynı mıdır?”
Simpson’ın Yates’i suçlamaması belki bu yüzden çok önem taşıyor.
Simpson’ın zirve hedefi vardı ve zirveye ulaştı, sonra oyun değişti ve artık hedef hayatta kalmak oldu.
Esasen hayatta kalma stratejisi de sürekli değişiyor; ip kullanarak, bazen de sürünerek yarıktan çıkmak, bir yandan düşmemeye de çalışarak tırmanmak, sonuçta ise üsse ulaşmak.
Bu açıdan baktığımızda ise 'Hedef değiştiğinde, eski stratejiye sadakat erdem değil, aptallıktır.'
Bir önemli ders de; 'İnsan bazen zafer kazanarak değil, yenilgiyi kabul edip yeni bir hedef koyarak hayatta kalır.'
Emekli biri olarak hayata tutunmak için mücadele ediyorum.
Zirvede gözüm yok. .
