Adaletli Olmak: İslami Bakışla Hakkı Gözetmek
Adalet, İslam'ın üzerinde en çok durduğu değerlerden biridir. Kelime olarak "bir şeyi yerli yerine koymak, denge ve doğruluk" anlamına gelir. Kur'an-ı Kerim, müminlere adaleti emreder ve bunu takvaya en yakın davranış olarak niteler. Adalet, sadece mahkemelerde değil; ailede, ticarette, komşulukta ve insanın kendi nefsiyle ilişkisinde de gözetilmesi gereken bir ölçüdür.
İslami adalet anlayışının en dikkat çeken yönü, sevgi ve öfkeye rağmen adil kalabilmeyi istemesidir. Kur'an, bir topluluğa duyulan kızgınlığın insanı adaletsizliğe sürüklememesi gerektiğini bildirir. Aynı şekilde, adaletin şahitliğinde kişinin kendi aleyhine, anne-babası veya yakınları aleyhine bile olsa doğruyu söylemesi istenir. Bu, adaletin duygulardan ve çıkarlardan bağımsız bir ilke olduğunu gösterir.
Adalet, öncelikle kişinin kendi hayatında başlar. İnsanın hakları ile sorumlulukları, bedeninin ile ailesinin hakları arasında denge kurması bir tür adalettir. Sonra bu denge topluma yayılır: alışverişte ölçü ve tartıyı tam tutmak, işçinin hakkını zamanında vermek, emanete riayet etmek adaletin somut yansımalarıdır.
Adaletin zıddı olan zulüm ise, hakların çiğnenmesi ve dengenin bozulmasıdır. Zulüm sadece başkasına haksızlık değildir; kişinin kendine kötülük etmesi, günah işleyerek nefsine yazık etmesi de bir zulüm çeşididir. İslam, her türlü zulmü yasaklar ve zulmün kıyamet günü karanlıklara dönüşeceğini haber verir.
Adaleti hayata taşımak, büyük makamlar gerektirmez. Bir anne-babanın çocukları arasında ayrım yapmaması, bir esnafın müşteriyi aldatmaması, bir kişinin dedikodu yaparken bile insaflı olması adaletin günlük tezahürleridir. Her birey bulunduğu yerde hakkı gözettiğinde, adil bir toplumun temelleri atılmış olur.
