Duyduğunu Hemen Yaymamak: Haber Teyidi ve Dilin Sorumluluğu
Telefonumuza düşen bir mesaj, bir grupta paylaşılan bir görüntü ya da kahvehanede kulağımıza çalınan bir söz... Çoğu zaman kaynağını bilmeden, doğruluğunu araştırmadan bunları bir başkasına aktarırız. Birkaç saniyelik bir paylaşım, bazen bir insanın onurunu, bir ailenin huzurunu, hatta bir esnafın ekmeğini tehlikeye atabilir.
Kur'an-ı Kerim bu konuda açık bir ölçü koyar. Bir ayet-i kerimede, güvenilmez biri size bir haber getirdiğinde onun doğruluğunu araştırmanız istenir; aksi halde bilmeden bir topluluğa zarar verip sonra yaptığınıza pişman olacağınız bildirilir. Bu ayet, haberin kaynağını sorgulamayı ve sonuçlarını düşünmeyi bir iman sorumluluğu olarak önümüze koyar.
Peygamber Efendimiz de kişiye yalan olarak her duyduğunu anlatmasının yeteceğini bildirmiştir. Yani kişi kendisi yalan uydurmasa bile, duyduğu her şeyi süzgeçten geçirmeden yaydığında yalanın ortağı olur. Hz. Aişe validemize yönelik iftira olayını anlatan ayetler de o sözü dilden dile aktaranları uyarır: Siz onu önemsiz sanıyordunuz, oysa o Allah katında büyüktür.
Paylaşmadan önce kendimize üç soru sorabiliriz: Bu bilginin doğru olduğundan emin miyim? Doğru olsa bile yaymakta bir fayda var mı? Bu paylaşım bir insanı incitecek, bir ayıbı ortaya dökecek ya da toplumda korku ve düşmanlık mı doğuracak? Bu soruların cevabı netleşmeden atılan her adım bir kul hakkına dönüşebilir. Bilmediğimiz konuda susmak, çoğu zaman en hayırlı katkıdır.
Özellikle aile ve mahalle gruplarında yayılan sağlık, afet ya da ekonomiyle ilgili iletilerde ölçülü olmak gerekir. Resmî ve güvenilir kaynakları beklemek, panik yaratacak mesajları kendimizde durdurmak da bir iyiliktir. Müminin dili yalanın değil doğrunun taşıyıcısı olmalıdır. Bir mesajı iletmeden önce bir an durmak, dilimizi ve kalbimizi korumanın en kolay yoludur.
