Yaprak Dökümünde Ömür Hesabı: Sağlık ve Boş Vaktin Kıymeti
Sonbaharın son günlerinde Yozgat sokaklarında yürürken ayağımızın altında hışırdayan yapraklar, hepimize sessiz bir hatırlatma yapar. Bir zamanlar dalında yemyeşil duran o yaprak, mevsimini tamamlamış ve toprağa dönmüştür. İnsan ömrü de böyledir; bahar, yaz, güz ve kış birbirini kovalar. Mesele mevsimin değişmesi değil, o mevsimi neyle doldurduğumuzdur.
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte, insanların çoğunun iki nimet hususunda aldandığını haber verir: sağlık ve boş vakit. Bu iki nimet elimizdeyken kıymetini pek fark etmeyiz. Hastalık kapıyı çaldığında sağlığın, işler başımızdan aştığında boş vaktin ne büyük bir sermaye olduğunu anlarız. Aldanmak tam da budur: elimizdekini sonsuz sanmak.
Yine Efendimiz, beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilmeyi öğütler: ölümden önce hayatın, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş vaktin, ihtiyarlıktan önce gençliğin ve fakirlikten önce zenginliğin. Bu öğüt bir korku listesi değil, bir fırsat listesidir. Bugün sahip olduğumuz her imkân, yarın elimizden çıkabilecek bir emanettir.
Kur'an-ı Kerim'deki Asr suresi, zamana yemin ederek insanın ziyanda olduğunu bildirir; ardından istisnayı sayar: iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler. Demek ki zamanı kurtarmanın yolu, onu iman, güzel amel ve hayra çağıran dostluklarla doldurmaktır. Boşa geçen bir saat, telafisi olmayan bir kayıptır.
Kış kapıya dayanmışken kendimize basit bir soru sorabiliriz: Bu mevsimi nasıl karşılayacağım? Belki uzun akşamlarda ailemle daha çok konuşmayı, belki her gün birkaç sayfa okumayı, belki ihmal ettiğim bir akrabayı aramayı seçerim. Ömür, büyük kararlardan çok küçük günlerin toplamıdır. Yaprak düşmeden önce dalda ne kadar yeşil kaldıysa, bize kalan da odur.
