KÖŞE YAZISI

Reddedilme Korkusuyla Nasıl Başa Çıkılır?

Afşin Kara Afşin Kara

Reddedilme korkusu, insan olmanın en derin ve en evrensel duygularından biridir. Kabul görme, ait olma ve sevilme ihtiyacı türümüzün varlığını sürdürmesiyle iç içe geçmiştir; dolayısıyla dışlanma ihtimali bize sadece üzücü değil, adeta tehlikeli gelir. Ancak bazı insanlarda bu korku, hayatın akışını kısıtlayacak kadar büyür. Kişi, reddedilmemek için risk almaktan, kendini ifade etmekten ve yakınlık kurmaktan kaçınır hale gelir.

Bu korkunun kökeni çoğu zaman geçmiş deneyimlerde yatar. Sevginin koşullu sunulduğu, eleştirinin bol, kabulün az olduğu ortamlarda büyüyen bireyler, kendi değerlerini başkalarının onayına bağlamayı öğrenir. Yetişkinlikte küçük bir olumsuz tepki bile, geçmişteki o eski yaranın yeniden kanamasına yol açar. Bu nedenle reddedilme korkusuyla çalışmak, çoğu zaman kişinin öz değer algısıyla çalışmaktır.

Korkuyla başa çıkmanın ilk adımı, reddedilmeyi bir felaket olarak değil, hayatın kaçınılmaz bir parçası olarak yeniden çerçevelemektir. Her insan zaman zaman reddedilir; bu, kişinin değersiz olduğunu değil, sadece belirli bir durumda uyumun oluşmadığını gösterir. Bir teklifin geri çevrilmesi, bütün bir benliğin reddedildiği anlamına gelmez. Bu ayrımı yapabilmek, duygusal yükü büyük ölçüde hafifletir.

Bir diğer önemli adım, kendi değerini dışarıdan içeriye taşımaktır. Onay arayışıyla yaşayan kişi, sürekli başkalarının aynasına bakar. Oysa kendi niteliklerini, başarılarını ve iyi yanlarını tanıyıp sahiplenen biri, bir reddedilme karşısında sarsılsa da yıkılmaz. Küçük risklerle başlayarak, örneğin bir fikri paylaşmak ya da bir istekte bulunmak, korkunun düşündüğümüz kadar yıkıcı olmadığını deneyimle gösterir.

Reddedilme korkusu köklü ve yaşamı kısıtlayıcı boyuttaysa profesyonel destek almak çok değerlidir. Bir uzmanla çalışmak, korkunun altındaki inançları fark etmeyi ve bunları daha gerçekçi olanlarla değiştirmeyi kolaylaştırır. Nihayetinde amaç, hiç reddedilmemek değil, reddedildiğinde bile kendi değerine tutunabilmektir. Bu iç güven kurulduğunda kişi, hayata çekinerek değil, cesaretle katılmaya başlar.

Bu içeriği paylaş