Erteleme Alışkanlığını Yenmenin Psikolojik Yolları
Erteleme, çoğu zaman tembellik olarak yaftalanır; oysa altında yatan gerçek genellikle çok daha karmaşıktır. Bir işi sürekli sonraya bırakan kişi, aslında o işin uyandırdığı kaygı, başarısızlık korkusu ya da mükemmeliyetçilik baskısından kaçmaktadır. Erteleme, kısa vadede rahatlama sağlayan ama uzun vadede suçluluk ve stres biriktiren bir duygu düzenleme biçimidir. Bu yüzden çözüm, sadece disiplinde değil, bu duyguların anlaşılmasında yatar.
Beynimiz, anlık hazzı geleceğin ödülüne tercih etme eğilimindedir. Zor ya da sıkıcı bir iş karşısında zihin, o an keyif veren küçük kaçışlara yönelir. Bu mekanizmayı kırmanın yolu, iradeyi zorlamaktan çok, işi zihne daha az tehditkâr göstermektir. Büyük ve ürkütücü görünen bir görevi, minik ve somut adımlara bölmek, başlama eşiğini önemli ölçüde düşürür.
En etkili tekniklerden biri 'sadece iki dakika' kuralıdır. Kişi kendine, bir işe yalnızca iki dakika başlayacağını söyler. Başlamanın yarattığı direnç genellikle işin kendisinden büyüktür; bir kez başlandığında devam etmek çok daha kolaydır. Benzer şekilde çalışmayı belirli zaman dilimlerine bölmek ve aralarda kısa molalar vermek, zihnin tükenmesini önler ve odaklanmayı sürdürülebilir kılar.
Ertelemeyle mücadelede kişinin kendine yaklaşımı da belirleyicidir. Bir işi geciktirdiği için kendini acımasızca eleştiren kişi, aslında kaygısını artırıp yeni bir erteleme döngüsünü besler. Oysa öz-şefkat, yani hata karşısında anlayışlı olmak, paradoksal biçimde daha çok harekete geçirir. Kendine 'İnsanım, bazen zorlanırım' diyebilen biri, suçluluğa saplanmak yerine yeniden başlayabilir.
Son olarak çevresel düzenlemeler küçümsenmemelidir. Dikkat dağıtan uyaranları ortamdan uzaklaştırmak, telefonu başka odaya koymak, çalışma alanını sadeleştirmek iradeye yüklenen yükü azaltır. Erteleme bir karakter kusuru değil, üzerinde çalışılabilir bir alışkanlıktır. Küçük ve tutarlı adımlarla kurulan yeni düzen, zamanla kişinin kendine olan güvenini de onarır.