Öfke Kontrolü: İslami Bakışla Sinirlenmeyi Yönetmek
Öfke, insanın yaratılışında var olan tabii bir duygudur. Kur'an-ı Kerim'de zulme ve haksızlığa karşı harekete geçiren bu duygunun tamamen yok edilmesi değil, yerli yerinde kullanılması istenir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendisinden nasihat isteyen bir sahabiye üç defa "Öfkelenme" buyurmuştur. Bu kısa cümle, aslında bütün bir hayat disiplininin özetidir; çünkü öfke anında verilen kararların çoğu, sükûnete kavuşulduğunda pişmanlığa dönüşür.
İslami terbiye, öfkeyi yönetmek için son derece somut yöntemler sunar. Ayakta isek oturmak, oturuyorsak uzanmak, öfkenin bedendeki yükünü hafifletir. Abdest almak, hem ateşi söndüren suyla temas etmek hem de zihni yeni bir niyete yöneltmek anlamına gelir. "Eûzü billâhi mineş-şeytânir-racîm" demek ise öfkenin kaynağını hatırlatan bir sığınma cümlesidir; zira Efendimiz öfkeyi şeytanın kışkırtmasına bağlamıştır.
Gerçek güç, güreşte rakibini yenen değil, öfke anında nefsine hâkim olabilen kişidedir. Bu ölçü, çevremizde "haklıyken haksız duruma düşme" olarak bildiğimiz durumu tam olarak açıklar. Öfkeyle söylenen bir söz geri alınamaz, kırılan bir gönül kolay onarılmaz. Bu yüzden mümin, tepki vermeden önce kısa bir es vermeyi, susmayı ve düşünmeyi öğrenmelidir.
Öfkeyi yönetmenin bir başka boyutu da affetmeyi bilmektir. Kur'an, öfkesini yutanları ve insanları affedenleri, ihsan sahibi kimseler olarak över. Affetmek, karşı tarafa değil aslında insanın kendi kalbine yaptığı bir iyiliktir; çünkü kin ve öfke en çok onu taşıyanı yıpratır. Öfkeyi yutmak zayıflık değil, olgunluğun en yüksek göstergesidir.
Günlük hayatta öfke kontrolünü bir alışkanlığa dönüştürmek için küçük adımlar atmak gerekir: tartışmayı erteleyebilmek, sesi yükseltmeden konuşmayı denemek, uyku ve dinlenmeye dikkat etmek. Manevi olgunluk bir günde gelmez; ama her öfke anında verilen doğru bir tepki, kalbi biraz daha yumuşatır ve insanı hem Rabbine hem çevresine daha yakın kılar.