KÖŞE YAZISI

Emanete Sadakat: Sözünde Durmanın Manevi Değeri

Muhammed Adıgüzel Muhammed Adıgüzel

Emanet, korunmak ve sahibine eksiksiz iade edilmek üzere insana bırakılan her şeydir. Bu kavram maddi bir eşyayla sınırlı değildir; verilen söz, saklanması istenen bir sır, üstlenilen bir görev, hatta bize teslim edilen bedenimiz ve evlatlarımız birer emanettir. İslam, emanete sadakati imanın ayrılmaz bir parçası sayar; öyle ki hadiste "Emaneti olmayanın imanı yoktur" buyrulmuştur.

Emanete riayet, aslında hayatın tümünü kuşatan bir sorumluluk bilincidir. Kur'an, emanetleri ehline vermeyi emreder ve insanoğlunun, göklerin ve yerin yüklenmekten çekindiği büyük emaneti üstlendiğini hatırlatır. Bu, insanın diğer varlıklardan ayrılan yönüdür: O, kendisine verilen akıl, irade ve imkânlardan hesaba çekilecek bir emanetçidir.

Sözünde durmak, emanetin en görünür biçimidir. Verilen sözü tutmamak, münafıklık alametleri arasında sayılmıştır. Bir randevuya sadık kalmak, borcunu zamanında ödemek, üstlendiği işi hakkıyla yapmak; bunların hepsi emanet şuurunun gündelik yansımalarıdır. İnsan, en küçük vaadinde bile titiz olduğunda, çevresi ona güvenle yaslanır.

Emanete hıyanet ise güvenin çöküşü demektir. Bir toplumda emanet duygusu zayıfladığında ticaret bozulur, dostluklar sarsılır, kurumlar işlemez hale gelir. Bu yüzden emanet, yalnızca bireysel bir erdem değil, toplumsal düzenin de teminatıdır. Emin insanların çoğaldığı bir toplumda huzur, hıyanetin yayıldığı bir toplumda ise şüphe ve tedirginlik hâkim olur.

Emanet bilincini yaşatmak için insanın kendine düzenli olarak sorması gereken sorular vardır: Bana teslim edilen sırrı korudum mu? Verdiğim sözü unuttum mu? Üstlendiğim görevi savsakladım mı? Bu muhasebe, kişiyi hem Rabbine karşı hem de kullara karşı daha sadık kılar. Zira asıl büyük hesap gününde, her emanetten tek tek sorulacağını bilmek, insana ömür boyu taşıyacağı bir sorumluluk terbiyesi kazandırır.

Bu içeriği paylaş