KÖŞE YAZISI

Yardımlaşma ve Dayanışma: Güçlü Toplumun Temeli

Muhammed Adıgüzel Muhammed Adıgüzel

Yardımlaşma, bir insanın kendi imkânlarını başkasının ihtiyacına açması; dayanışma ise bir toplumun ortak dertler ve sevinçler etrafında kenetlenmesidir. İslam, bireyi tek başına değil, bir bütünün parçası olarak görür. Kur'an, iyilik ve takva üzerinde yardımlaşmayı emreder, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayı ise yasaklar. Bu ölçü, yardımın da bir istikamete sahip olması gerektiğini gösterir.

Peygamber Efendimiz, müminlerin birbirine olan bağını bir bedenin uzuvlarına benzetmiştir: Bir organ acı çektiğinde bütün beden ateşle ve uykusuzlukla ona ortak olur. Bu benzetme, dayanışmanın sadece bir yardım eylemi değil, ortak bir his ve sorumluluk olduğunu anlatır. Komşusu açken tok yatanın gerçek anlamda iman etmiş sayılmayacağı uyarısı da bu bilincin ne kadar ciddi olduğunu ortaya koyar.

Yardımlaşmanın en güzel yönlerinden biri, hem verene hem alana kazandırmasıdır. Veren kişi, malının bereketlenmesini ve kalbinin cimrilikten arınmasını yaşar; alan kişi ise yalnız olmadığını, bir topluluğun kendisine sahip çıktığını hisseder. Böylece toplumda öfke ve kıskançlık yerine sevgi ve güven kökleşir. Zekât ve sadaka gibi ibadetler, bu dayanışmayı kurumsal bir düzene bağlar.

Dayanışma yalnızca maddi yardımla sınırlı değildir. Bir hastaya vakit ayırmak, bir yaşlının elinden tutmak, bir öğrenciye rehberlik etmek, bir derde ortak olup teselli vermek de en az para yardımı kadar değerlidir. Hatta bazen bir güzel söz, bir tebessüm ya da samimi bir dua, insanın en çok muhtaç olduğu şeydir. Yardımın büyüklüğü miktarında değil, samimiyetindedir.

Güçlü bir toplum, bireylerinin "ben" değil "biz" diyebildiği toplumdur. Afetlerde, hastalıklarda ve zor günlerde omuz omuza verebilen milletler ayakta kalır. Bu yüzden yardımlaşmayı bir alışkanlık haline getirmek, sadece bugünün değil, geleceğin de teminatıdır. Her birey elinden geleni yaptığında, küçük iyilikler birleşerek büyük bir dayanışma iklimine dönüşür.

Bu içeriği paylaş