Ergenlerde Kimlik Arayışını Anlamak
Ergende kimlik arayışı, ergenliğin en temel gelişimsel görevidir ve çoğu ebeveynin 'çocuğum değişti, onu tanıyamıyorum' cümlesinin altında yatan şey tam da budur. Bu dönemde genç, çocukluktan devraldığı kimliği olduğu gibi kabul etmek yerine sorgulamaya, 'ben aslında kimim, neye inanıyorum, kime benzemek istiyorum' sorularının peşine düşer. Bu sorgulama sancılı görünse de son derece sağlıklıdır.
Kimlik arayışının doğasında deneme yanılma vardır. Genç bir müzik türünden diğerine, bir arkadaş grubundan başkasına, bir fikirden zıttına savrulabilir. Ebeveynler bunu tutarsızlık ya da 'özenti' olarak görüp bastırmaya çalıştığında, aslında gencin kendini keşfetmesi için gereken alanı daraltmış olurlar. Bu kıyafetler, saç renkleri ve müzik zevkleri genellikle kalıcı değil, kimliğin prova edildiği geçici kostümlerdir.
Bu dönemde akran gruplarının önem kazanması ve ailenin ikinci plana düşmesi de doğaldır. Genç, kendini ailesinden ayrıştırarak ayrı bir birey olduğunu inşa eder. Bu ayrışma bir reddediş değil, sağlıklı bir bireyleşme sürecidir. Kapının çarpılması ya da 'sen anlamazsın' cümlesi çoğu zaman sevginin bittiğini değil, gencin kendi sınırlarını çizmeye çalıştığını gösterir.
Ebeveynin buradaki rolü kontrol etmek değil, güvenli bir liman olmaktır. Genç dışarıda denemeler yaparken, geri döndüğünde koşulsuz kabul göreceği bir zemine ihtiyaç duyar. Değerlerinizi dayatmak yerine kendi değerlerinizi tutarlı biçimde yaşamak, tartışmadan çok daha etkili bir rehberliktir. Merakla sorulan sorular, yargılayan yorumlardan daha çok kapı aralar.
Elbette kimlik arayışıyla derin sıkıntıyı ayırt etmek gerekir. İçe kapanma, uzun süren mutsuzluk, okuldan ve tüm ilişkilerden kopma, kendine zarar verme gibi işaretler basit bir ergenlik dalgalanmasının ötesindedir ve profesyonel destek gerektirir. Ancak günlük hayattaki kimlik denemelerini sabır ve güvenle karşılamak, gencin sağlam bir benlik duygusuyla yetişkinliğe geçmesinin en büyük desteğidir.