Çocukların Ödevle İlişkisini İyileştirmek
Akşam saatleri birçok evde aynı sahneyle geçer: ödev masasının başında gerginlik, ertelemeler ve zamanla bir güç savaşına dönüşen tartışmalar. Oysa çocukta ödev sorunu çoğu zaman tembellikle değil, ödevle kurulan olumsuz duygusal ilişkiyle ilgilidir. Çözüm, daha çok baskı yapmak değil, bu ilişkiyi yeniden kurmaktır.
İlk mesele, ödevin kimin sorumluluğu olduğudur. Ebeveyn ödevi kendi görevi gibi üstlendiğinde, çocuk doğal olarak sorumluluğu bırakır. Sağlıklı olan, çocuğa 'bu senin işin, ben yanındayım' mesajını vermektir. Ebeveynin rolü ödevi yapmak değil, uygun ortamı ve desteği sağlamaktır: sessiz bir köşe, belirli bir saat ve dikkat dağıtan ekranların uzakta olması.
İkinci olarak, ödevi yönetilebilir parçalara bölmek çocuğun bunalma duygusunu azaltır. 'Bütün ödevi bitir' cümlesi bir çocuğa dağ gibi görünürken, 'önce şu beş soruyu yapalım, sonra kısa bir mola' yaklaşımı işi ulaşılabilir kılar. Küçük başarılar biriktikçe motivasyon da artar. Ayrıca kısa molalar, dikkatin toparlanması için verimliliği düşürmez, aksine artırır.
Üçüncü nokta, çabayı ve süreci vurgulamaktır. Not üzerinden konuşan bir evde çocuk hatadan korkmayı öğrenir; süreç üzerinden konuşan bir evde ise denemeyi öğrenir. 'Bugün zorlandığın halde masaya oturman güzeldi' gibi bir cümle, sonuçtan bağımsız olarak çabayı değerli kılar ve içsel motivasyonu besler.
Son olarak, ödevi bir ceza ya da sevgi koşulu hâline getirmemek gerekir. 'Ödevini bitirmezsen seni sevmem' benzeri örtük mesajlar, öğrenmeyi kaygıyla ilişkilendirir. Bunun yerine merakı canlı tutan sorular sormak -'bu konuyu nerede kullanabiliriz?'- öğrenmenin anlamını görünür kılar. Ödev savaşını kazanmanın yolu, savaşı bırakıp çocuğu kendi öğrenme sürecinin sahibi yapmaktan geçer. Sabırla kurulan bu ilişki, tek bir ödevden çok daha değerli bir şeyi öğretir: sorumluluk almayı.
