Yozgat’ın Sorunlarını Çözmenin Bir Yolu Mutlaka Var!
Yozgat’ı konuşurken çoğu zaman aynı cümleleri kuruyoruz.
“Yozgat neden gelişmiyor?”
“Gençler neden gidiyor?”
“Yatırım neden gelmiyor?”
“Şehir neden hak ettiği yerde değil?”
Bu soruların her birinin arkasında yılların biriktirdiği başka bir hikâye, başka bir eksiklik ve başka bir beklenti var.
Ama ben Yozgat’ın sorunlarının çözümsüz olduğuna inanmıyorum.
Tam tersine, Yozgat’ın sorunlarını çözmenin mutlaka bir yolu vardır.
Bunu söylerken de bugünü değil, geçmişi hatırlamak gerekiyor.
"1952’de de Yozgat’ın Derdi Vardı"
Merhum Abbas Sayar’ın 1952 yılında kaleme aldığı bir şiir var.
Aradan tam 74 yıl geçmiş olmasına rağmen, o dizeleri bugün okuduğumuzda insanın ister istemez durup düşünmesi gerekiyor.
Sayar, şiirinin ilk dörtlüğünde şöyle sesleniyor:
“Sakisi, Meclisi, Cem’i dağılmış,
Bir sofraya benzer şimdi Yozgadım.
Sana ne ettiler, ne oldu söyle;
Perişan eyliyen kimdi Yozgadım.”
Bir şairin bundan 74 yıl önce Yozgat için kurduğu bu cümleler, aslında bize çok önemli bir şey söylüyor.
Demek ki Yozgat’ın meseleleri dün başlamadı.
Bugün konuştuğumuz birçok sorunun kökleri geçmişe dayanıyor.
Bu nedenle bugün yaşadığımız sıkıntıları yalnızca bugünün yöneticilerine, siyasetçilerine veya kurumlarına bağlamak ne kadar doğru?
Elbette bugünün yöneticilerinin sorumlulukları var. Elbette siyasetçilerimizin de Yozgat için yapması gerekenler var.
Ancak meseleye yalnızca buradan bakarsak asıl fotoğrafı kaçırırız.
"Sorunlarla Yaşanmaz, Sorunlarla Mücadele Edilir"
Benim derdim Yozgat’ın sorunlarını kabullenip bir köşeye çekilmek değil.
“Sorunlarla yaşanmaz” dercesine, yıllardır aynı problemleri konuşup durmak da değil.
Çünkü sorunları sadece konuşmak, onları çözmüyor.
Her seçim döneminde aynı beklentileri dile getirip, seçim sonrasında aynı hayal kırıklıklarını yaşamak da bize bir sonuç getirmiyor.
O halde başka bir şey yapmak gerekiyor.
Konuşmak gerekiyor.
Ama birbirimizi suçlamak için değil.
Birbirimizi dinlemek için…
Yozgat’ın İhtiyacı Suçlu Aramak Değil, Ortak Akıl
Bugün Yozgat’ın ihtiyacı olan şey, “Bu sorunun sorumlusu kim?” tartışmasından çok, “Bu sorunu nasıl çözeriz?” sorusunu yüksek sesle sormaktır.
Yozgat’ın siyasetçileri bir araya gelmeli.
Yerel yöneticileri, bürokratları, sivil toplum kuruluşları, iş insanları, akademisyenleri, esnafı ve toplumun farklı kesimleri aynı masanın etrafında oturabilmeli.
Kimse kimseye hesap sormadan önce birbirini dinlemeli.
Çünkü bir şehrin geleceği, birbirine taş atan insanların değil; aynı masada çözüm arayan insanların elinde şekillenir.
Bir milletvekili başka bir milletvekilini, bir siyasetçi diğerini, bir kurum diğer kurumu suçlayarak Yozgat’ın yolu açılmaz.
Yozgat’ın yolu, ortak akılla açılır.
Eleştirelim Ama Çözümünü de Konuşalım
Elbette eleştireceğiz.
Gazetecilik zaten biraz da bunu gerektirir.
Yanlış gördüğümüzü söyleyeceğiz. Eksikleri yazacağız. Yapılmayanı soracağız. Yozgat’ın hakkını ve hukukunu savunacağız.
Ama sadece eleştirmekle yetinmeyeceğiz.
Bir sorunu ortaya koyuyorsak, mümkünse çözümünü de tartışacağız.
Çünkü sürekli “Yozgat neden böyle?” diye sormak yerine, artık “Yozgat’ı nasıl daha iyi bir noktaya taşıyabiliriz?” sorusuna daha fazla kafa yormamız gerekiyor.
Belki de yıllardır eksik yaptığımız şey tam olarak budur.
Yozgat İçin Aynı Masada Buluşabiliriz
Ben Yozgat’ın çözümsüz bir şehir olduğuna inanmıyorum.
Yeter ki birbirimizi dinlemeyi bilelim.
Yeter ki farklı düşüncelere kapımızı kapatmayalım.
Yeter ki siyasi kimliklerimizin, kişisel hesaplarımızın ve günlük tartışmaların üzerinde bir Yozgat ortak paydası oluşturabilelim.
Bugün iktidarda olan yarın olmayabilir.
Bugün görev yapan yönetici yarın başka bir görevde olabilir.
Siyasetçiler değişir, bürokratlar değişir, belediye başkanları değişir.
Ama Yozgat burada kalır.
Bizim asıl meselemiz de Yozgat’ın geleceğidir.
Bu nedenle bugün birbirimize kızmak, birbirimizi toplum önünde hedef göstermek yerine oturup konuşalım.
Dertleşelim.
İstişare edelim.
Sorunlarımızı masanın üzerine koyalım.
Ve ardından tek tek soralım:
“Bunu nasıl çözeriz?”
Çünkü ben inanıyorum ki;
Yozgat’ın her sorununun bir çözümü, her çıkmazının bir yolu vardır.
Yeter ki o yolu birlikte aramayı bilelim.
Ve belki yıllar sonra başka bir Yozgatlı, geçmişe dönüp baktığında Abbas Sayar’ın dizelerini hatırlamak zorunda kalmasın.
Çünkü artık Yozgat’ın hikâyesi “Neden böyle oldu?” sorusuyla değil,
“Birlikte neleri başardık?” cümlesiyle anlatılsın.
