TAŞ ÜSTÜNE TAŞ KOYANA EYVALLAH!
Yozgat’ta yıllardır değişmeyen bir huyumuz var.
Kendi insanımızın kıymetini bilmeyiz.
Bir hemşehrimiz bir yerlere gelir, “Yozgatlı” diye gurur duymak yerine önce açığını ararız.
Bir hizmet yapar, “Daha ne yaptı?” deriz.
Bir kapı açar, “Zaten görevi” der geçeriz.
Bir yanlışını görürsek de geçmişte yaptığı ne kadar doğru varsa hepsini bir kalemde sileriz.
Sonra o insan gider…
Makamından ayrılır…
Görevinden çekilir…
Yozgat’tan uzaklaşır…
İşte o zaman başlarız kıymetini anlatmaya.
“Aslında iyi adamdı…”
“Yozgat için çok şey yaptı…”
“Keşke biraz daha sahip çıksaydık…”
Keşke!
Ama çoğu zaman o “keşke”nin hiçbir faydası olmaz.
Çünkü biz insanımızın değerini, çoğu zaman kaybettikten sonra anlıyoruz.
BEKİR BOZDAĞ MESELESİ SADECE BİR MAKAM MESELESİ DEĞİL
Hemşehrimiz Bekir Bozdağ’ın sağlık sorunları nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekilliği görevinden ayrılacağı haberini üzüntüyle karşıladım.
Öncelikle kendisine Allah’tan şifa diliyorum.
Sağlık her şeyin üzerindedir.
Makam dediğimiz şey bugün vardır, yarın yoktur.
Ancak Bekir Bozdağ’ın geldiği noktaya öyle bir günde gelmediğini de hatırlamak gerekir.
Akdağmadeni’nden çıkıp Türkiye siyasetinin önemli görevlerinde bulunmak kolay değildir.
Milletvekilliği yaptı.
AK Parti Grup Başkanvekilliği yaptı.
Adalet Bakanlığı yaptı.
Başbakan Yardımcılığı yaptı.
Ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekilliği görevine kadar geldi.
Bütün bunlar bir Yozgatlı için yok sayılacak şeyler değildir.
Beğenirsiniz, beğenmezsiniz.
Siyasi düşüncesine katılırsınız, katılmazsınız.
Yaptığı her icraatı doğru bulursunuz, bulmazsınız.
Bunların hepsi ayrı mesele.
Ama bir Yozgatlı olarak Türkiye’nin en önemli makamlarında görev yapan bir hemşehrimizin emeğini ve geldiği noktayı teslim etmek başka bir meseledir.
ELEŞTİRİ BAŞKA, VEFA BAŞKA
Ben gazeteciyim.
Yeri geldiğinde eleştiririm.
Yanlış gördüğümü söylerim.
Kimseye makamından dolayı susmam.
Ama eleştirmekle düşmanlık etmek arasındaki farkı da bilmek gerekir.
Bizim asıl problemimiz burada başlıyor.
Bir insanı eleştirirken, onun bütün geçmişini çöpe atıyoruz.
Bir yanlış üzerinden bütün doğruları yok sayıyoruz.
Bir siyasi tercih üzerinden hemşehriliği unutuyoruz.
Oysa Yozgat’ın bugün en fazla ihtiyacı olan şeylerden biri vefa duygusudur.
Vefa, yanlışın üstünü örtmek değildir.
Vefa, yapılan doğruyu inkâr etmemektir.
Vefa, hizmet edenin hakkını teslim etmektir.
Vefa, “Benim adamım” demeden de güzel yapılan işe güzel diyebilmektir.
YOZGAT’IN İNSANINI YERDEN YERE VURMAKLA NE KAZANIYORUZ?
Bazen düşünüyorum…
Yozgatlı, Yozgatlıyı neden bu kadar kolay harcıyor?
Bir hemşehrimiz Ankara’da bir kapı açsa, “Ne yaptı?” diye soruyoruz.
Bir yatırımın önünü açsa, “Zaten görevi” diyoruz.
Bir hizmet getirse, başka bir eksiğini bulup onu konuşuyoruz.
Ama aynı insan başka bir şehirden olunca, yaptığı en küçük hizmeti bile alkışlamaya hazırız.
Bu anlayışla nereye kadar?
Yozgat’ın insanı birbirini aşağı çekerek mi büyüyecek?
Bir Yozgatlı yükseldiğinde bundan rahatsız olmak yerine, “Bizden biri daha yükseldi” diyebilsek ne kaybederiz?
Tam tersine çok şey kazanırız.
Çünkü Yozgat’ın en büyük sermayelerinden biri yetişmiş insanıdır.
Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de, Şanlıurfa’da, Kayseri’de, Bursa’da, Türkiye’nin dört bir yanında binlerce Yozgatlı var.
Makam sahibi olanı küçümsersek, iş yapanı yıpratırsak, başarılı olanı çekiştirirsek geriye ne kalacak?
TAŞIN ALTINA ELİNİ KOYANI KÜSTÜRMEYELİM
Benim söylediğim çok basit.
Yozgat için taşın altına elini koyana eyvallah diyelim.
Elbette hesabını soralım.
Elbette yanlışını eleştirelim.
Ama emeğini de teslim edelim.
Çünkü bu şehirde yıllardır konuştuğumuz meselelerden biri de sahipsizlik.
Peki sahip çıkacak insanları biz kendimiz yıpratırsak, sonra kimi suçlayacağız?
Yozgat’ın önünü açacak insanlara ihtiyacımız var.
Ankara’da Yozgat’ın sesini duyuracak insanlara ihtiyacımız var.
Yatırımcıyı Yozgat’a getirecek insanlara ihtiyacımız var.
Bir işi çözmek için kapı kapı dolaşacak insanlara ihtiyacımız var.
Böyle insanları bulduğumuzda da ilk işimiz onların açığını aramak olmamalı.
BUGÜN BOZDAĞ, YARIN BAŞKASI…
Bugün Bekir Bozdağ üzerinden bunları söylüyorum.
Yarın başka bir hemşehrimiz için aynı şeyleri söylemek zorunda kalmayalım.
Çünkü mesele Bekir Bozdağ meselesi değildir.
Mesele Yozgat’ın kendi evlatlarına bakış meselesidir.
Bir Yozgatlı Türkiye’nin önemli bir makamına geldiğinde, “Yozgatlı orada” diyebilmek…
Bir hemşehrimiz önemli bir görev üstlendiğinde, “Allah yardımcısı olsun, Yozgat’a da katkısı olsun” diyebilmek…
Bence çok mu zor?
Değil.
Ama önce zihniyetimizi değiştirmemiz gerekiyor.
Kendi insanımızın başarısından rahatsız olmayacağız.
Başarısını küçümsemeyeceğiz.
Yanlışını eleştirirken doğrusunu da göreceğiz.
Ve en önemlisi…
İnsanımızın kıymetini kaybettikten sonra anlamayacağız.
Bekir Bozdağ’a tekrar geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Allah’tan sağlık ve şifa diliyorum.
Makamlar gelip geçer.
Siyaset değişir.
Görevler biter.
Ama bir Yozgatlının Türkiye’nin önemli makamlarında bulunmuş olması, bu şehrin hafızasında yer alması gereken bir değerdir.
Benim sözümdür:
Yozgat’ta taş üstüne taş koyana eyvallah.
Eksik bıraktığını söyleriz.
Yanlış yaptığını söyleriz.
Ama koyduğu taşı da yerinden söküp atmayız.
Çünkü artık şunu öğrenmemiz gerekiyor:
Biz birbirimizin değerini kaybettikten sonra değil, birbirimiz yanımızdayken bilelim.
Yoksa yine geç kalırız.
Ve yine hep birlikte aynı cümleyi söyleriz:
“Keşke kıymetini bilseydik…”
Ama Yozgat’ın artık daha fazla “keşke”ye değil, vefaya, dayanışmaya ve birbirinin elinden tutmaya ihtiyacı var.
