KÖŞE YAZISI

BİR “MERHABA” ÇOK ŞEY İFADE EDER

Kemal Afşin Ekinci Kemal Afşin Ekinci

Köy odalarında yapılan sohbetler, eskilerin vazgeçilmez geleneklerinden biridir. Özellikle soğuk ve uzun kış gecelerinde, yatsı namazından sonra soba başında; çay ve bisküvi eşliğinde edilen sohbetlerin tadına doyum olmaz. Kimi zaman bu sohbetler gece yarılarına kadar sürer. Anlatılan hikâyeler, geçmişten hatıralar, günlük meseleler birbirine karışır; zamanın nasıl geçtiği çoğu kez fark edilmez.

Ancak benim bu sohbetlerde her zaman dikkatimi çeken başka bir husus olmuştur: Sohbete dâhil olmanın ve karşıdakini sohbete kabul etmenin kendine has bir biçimi vardır.

Diyelim ki bir köye misafir gittiniz. Hasbelkader yolunuz köy odasına düştü. Kapıdan içeri girdiniz, selamınızı verdiniz ve size gösterilen yere oturdunuz. Misafir olduğunuz için bu yer çoğunlukla odanın başköşesidir. İçeride kaç kişinin bulunduğunun ise hiçbir önemi yoktur. İster beş kişi olsun ister elli kişi… Odadakiler, sırasıyla size dönerek “Merhaba.” derler.

Bu, sohbet başlamadan önce yerine getirilen küçük ama anlamı oldukça büyük bir ritüeldir.

İlk kez karşılaştığınızda size biraz garip gelebilir. Neden herkesin ayrı ayrı “Merhaba.” dediğini anlamakta zorlanabilirsiniz. Fakat bu selamlaşmanın taşıdığı anlamı öğrendiğinizde, tek bir kelimenin ne kadar derin bir kültürü ve iletişim biçimini içinde barındırdığını fark edersiniz.

“Merhaba”, günlük hayatta birbirimizi selamlarken kullandığımız sıradan bir söz gibi görünse de köy odasında farklı ve daha derin bir anlam kazanır. Arapçadan dilimize geçen bu kelimenin anlam dünyasında güven, huzur ve gönül rahatlığı vardır. Bir bakıma karşıdakine, “Benden sana zarar gelmez, yanımda güvendesin.” demektir.

Köy odasında söylenen “Merhaba” ise bunun da ötesine geçer. Hem “Benden sana zarar gelmez.” anlamını taşır hem de “Seni kabul ediyorum, sohbetimize dâhil olabilirsin.” mesajını verir. Böylece misafir, yalnızca odaya değil, orada kurulmuş olan gönül halkasına da kabul edilmiş olur.

Üstelik bu selamlaşma yalnızca sözle gerçekleşmez. “Merhaba” denirken hafifçe başın eğilmesi, elin kalp hizasına götürülmesi ve göz göze gelinmesi, sözlü iletişimi beden diliyle tamamlar. Tek bir kelime, küçük bir baş hareketi ve kalbin üzerine konulan bir el…

Aslında bütün bunlar, karşıdaki insana duyulan saygının, güvenin ve samimiyetin sessiz bir ifadesidir.

Belki de köy odalarının asıl zenginliği tam olarak burada saklıdır. Uzun konuşmalarda, büyük cümlelerde ya da gösterişli davranışlarda değil; bir “Merhaba”nın içine sığdırılmış güven duygusunda, kabulde ve insanı insana yaklaştıran o eski nezakette…

Bu içeriği paylaş