SEN BÜYÜDÜN AMA BİZ KÜÇÜLMEDİK
Dünyada her insanın bir imtihanı var. Kimisi bu hayatta en çetin imtihanlara tabi tutulurken kimileri de kendi iç dünyalarında yaşadıkları problemlerle imtihan ediliyor. Açlık, susuzluk, kan ve gözyaşı gibi şiddetli imtihanların yanında psikolojik imtihanlar nedir ki, diye düşünürüz. Oysa gerçek biraz daha farklıdır.
Susmayan bir zihin, susayan bir bedenden daha az eziyet çekmez. Elbette susuzluğun sonu gibi ölümcül bir sonuca götürmez; fakat insanı içten içe tüketir. Hani bir deyim vardır: “Bu eziyet ölümden beter.” İşte tam da o hesap… Ölümden beter bir hâle düşersiniz.
Bir de çevrenizde böyle susmayan bir zihne sahip biri varsa imtihan tek yönlü olmaz. Siz de onun üzerinden sınava tabi tutulursunuz.
Örneğin, her an etrafının düşmanlarla sarılı olduğunu düşünen bir yakınınız olabilir. Olmayan düşmanlar üretir; aslında dost olacak insanları bile kendisine düşman görür. Hatta hakikatte dost olanları dahi zihninde rakibe dönüştürür.
Öyle ki, ayağının kaymasını ve düşmesini bekleyen biri varmış gibi yaşar. Her an mevziisini koruma azmiyle hareket eder.
“O böyle dedi, aslında bunu demek istedi.”
“O onunla görüştü, aslında amacı bana rakip olmak.”
“O böyle bir karar aldı; ardında beni yıkmak var.”
“Onu çağırmayayım; gelirse karizmamı çizer.”
“Onunla aynı karede olmayayım; bana şöyle bir zararı olur.”
“Ben değil, o beni arasın.”
“O benimle iletişime geçmeli; başkasıyla değil.”
Bitmez bu düşünceler.
Zihin sürekli düşman üretir. Sürekli bunları konuşur. Bunlarla uyur, bunlarla uyanır. Susayan kişi suyu bulduğunda susuzluğuna bir çare bulabilir belki; fakat zihni bu şekilde çöplüğe dönüşmüş olanlara ne verirseniz verin, huzuru bulamazlar.
Zihnini temizlemek için elinizden gelen her şeyi yapsanız bile daha fazlasını isterler. Çünkü mesele artık yalnızca huzursuzluk değildir. Kendi iç dünyalarında kurdukları düzen, zamanla gerçeğin yerini almıştır.
Daha da ilginci, sizin onları anlamaya, sakinleştirmeye ve hatta iyileştirmeye yönelik çabanızı, onların gözünde başka bir anlama gelir. Onlara göre siz, onların büyüdüğünü kabul etmişsinizdir.
Çünkü sanal düşmanlarını dize getirmişlerdir.
Burada “sanal” derken yalnızca olmayan düşmanları kastetmiyorum. Kendi iç dünyalarında ürettikleri, çevrelerindeki insanları da zehirleyen düşman fikirlerden söz ediyorum. Gerçekte olmayan savaşların içinde yaşar, olmayan hesapların peşine düşerler.
Siz zahiren kendinizi ne kadar anlatsanız da batınınızı açmanızın bir hükmü yoktur. Çünkü mesele artık sizin ne söylediğiniz değil, onların ne duymak istediğidir.
Siz kendinizi anlattıkça, yukarıda söylediğim gibi, büyüdüklerini; sizin ise küçüldüğünüzü düşünürler.
Ola ki etrafınızda böyle birine denk gelirsiniz…
Yapmanız gereken tek şey, kendinizi bitmeyen bir savunmanın içine hapsetmemektir. Çünkü her açıklama yeni bir açıklamayı, her savunma yeni bir suçlamayı doğurabilir.
Ve bazen söylenecek en doğru söz, uzun uzun anlatmak değil, sınırı çizmektir:
“Sen sanal âleminde büyüdün ama biz gerçek hayatta küçülmedik.”