KÖŞE YAZISI

Yarın Değil, Bugün; Sonra Değil, Şimdi

Kemal Afşin Ekinci Kemal Afşin Ekinci

Erteleme davranışı hayatımızı zorlaştırır. Bugünün işini yarına bırakarak devam eden bu alışkanlık, bir kez hayatımıza sirayet ettiğinde ondan kurtulmak kolay olmaz. Genellikle birkaç cümleyle başlar:

“Hele yaparım.”

“Sonra.”

“Yarın.”

“Bir dahakine…”

Ama o başlama zamanı bir türlü gelmez.

Ders çalışan bir öğrenci, kitabının başına oturmadan önce bunlardan birini mutlaka söyler. “Bugün değil, yarın yaparım.” der ve sonra, başka bir “sonra”nın peşine takılır. Hatta hiçbir şey yapmadan boş boş duvara bakmak bile bu döngüyü bozmaz. Çünkü mesele yalnızca ders çalışmak değildir. Erteleme, hayatın hemen her alanında insanın karşısına çıkar.

Aslında yalnız olmadığınızı bilmek biraz olsun rahatlatabilir. Çünkü herkes erteler.

Kimi hayatı erteler, kimi konuşmayı, kimi çalışmayı, kimi öğrenmeyi… Kimi de farkında olmadan en tehlikeli cümleyi hayatının merkezine yerleştirir:

“Sonra yaparım.”

Oysa sonranın garantisi yoktur.

Şu andan geçen iki saniyenin bile garantisi yokken, henüz yaşanmamış bir zamana güvenerek bugünü ertelemek ne kadar doğru olabilir? Bu yüzden erteleme davranışından kurtulmanın ilk adımı, zamanın kıymetini fark etmek ve içinde bulunduğumuz anın farkında olmaktır.

Sonranın garantisi yoksa zaman şimdidir.

Şimdi yapabildiğiniz sizindir. Yapamadıklarınız ise çoğu zaman zihninizde kurduğunuz hayaller olarak kalır. İnsan, gerçekleştirmek için hiçbir adım atmadığı düşüncelerle de ömründen zaman harcar. Çünkü düşünmek başka, harekete geçmek başkadır.

Genel anlamda zamanı üçe ayırırız: geçmiş, gelecek ve şimdi.

Hayat da çoğu zaman bu üç zaman arasında şekillenir. Geçmişte takılıp kalanlar vardır. Sürekli geleceğin hayallerini kuranlar vardır. Bir de içinde bulunduğu anın farkına varıp zamanını doğru kullanmaya çalışanlar…

İnsan ne geçmişte yaşadıklarının içinde kaybolmalı ne de tuli emel ile vaktini tüketmemelidir. Yapılması gerekeni zamanında yapmak gerekir.

Erteleme ise bu üç zamanın da düşmanıdır. Şimdiyi harcarken geçmişe pişmanlık bırakır; geleceğe ise “şunu yapacağım, bunu yapacağım” sözlerini taşır. Böylece insan, bir yandan elinden geçen zamanı tüketirken diğer yandan geçmişin pişmanlığı ve geleceğin kaygısı arasında sıkışıp kalır.

Erteleme, hayatın olağan akışının baş düşmanlarından biridir.

Kimi zaman üzerimize çöken bir halsizlik, kimi zaman gençliğin verdiği o yanıltıcı güven, kimi zaman da yapmamız gerekenlerden daha cazip görünen şeyler bizi ertelemeye iter. Fakat ertelediğimizi fark ettiğimiz anda atılacak en önemli adım, beklemek yerine başlamaktır.

Çünkü başlamak, ertelemenin karşısındaki ilk ve en güçlü adımdır.

Günümüzde ertelemeyi besleyen en önemli unsurlardan biri de hayatımızın neredeyse her alanına hâkim olan teknolojik araçlardır. Sosyal medyada geçirilen uzun saatler, oyunların başında kaybolan zamanlar ve sürekli dikkatimizi celbeden ekranlar, yapmamız gereken işleri ötelememize neden olabilir.

Daha cazip gelen bir şey karşımızda dururken neden sorumluluklarımızla ilgilenelim ki?

İşte tam da bu nedenle insanın önce kendisini tanıması ve kontrol etmeyi öğrenmesi gerekir. Zamanı kontrol edemeyiz; fakat zamanın içinde ne yaptığımızı kontrol edebiliriz. Elimizden geçen her an, geri dönmeyecek bir parçadır.

Bugün yapabileceğimiz bir işi yarına bıraktığımızda yalnızca işi ertelemeyiz. Aslında hayatımızdan bir anı da eksiltmiş oluruz.

Bu yüzden mesele yalnızca daha çalışkan olmak değildir. Mesele, yaşadığımız zamanın farkına varmaktır.

Ez cümle:

Yarın değil, bugün.

Sonra değil, şimdi.

Bu içeriği paylaş