Yozgat’ın Lezzetleri Neden Raflarda Yok? Çiftçi Üretiyor, Şehir Tanıtamıyor!
Yozgat’ın toprağı bereketli, insanı üretken…
Ancak kabul etmemiz gereken bir gerçek var: Yozgat, sahip olduğu tarımsal ve yöresel değerleri markalaştırma ve pazarlama konusunda hak ettiği noktada değil.
Bugün Aydıncık’tan gelen bir haber bu gerçeği yeniden önümüze koydu.
Aydıncık Kaymakamlığı, ilçede yetiştirilen, yöreye özgü aromasıyla “Yer Muzu” olarak da anılan ve Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescilli Bağrıbütün Kavunu’nun hasadına başlandığını duyurdu. Üstelik vatandaşları bu özel ürünü yerinde tatmaya davet etti.
Ne güzel…
Ama insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Yozgat’ın başka değerleri neden aynı ölçüde tanınmıyor?
Yerköy’ün Sekili beldesinde yetişen kavun ve karpuzlarımız var. Kazankaya bölgesinin kendine has kuru soğanı var. Akdağmadeni’nde salep gibi önemli bir ürünümüz var. Bunların yanında farklı ilçelerimizde yetişen, yöreyle özdeşleşmiş daha nice ürün bulunuyor.
Peki bunları kaç kişi biliyor?
Yozgat dışında yaşayan kaç vatandaşımız “Sekili kavunu”, “Sekili karpuzu”, “Kazankaya soğanı” veya “Akdağmadeni salebi” dendiğinde bunların Yozgat’ın değerleri olduğunu biliyor?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Üretmek yetmiyor, tanıtmak gerekiyor
Çiftçimiz tarlasına ürün ekiyor.
Aylarca emek veriyor.
Gübre, mazot, sulama, işçilik ve diğer maliyetlerle mücadele ediyor. Hasat zamanı geldiğinde ise çoğu zaman ürününü gerçek değerinin altında satmak zorunda kalıyor.
Çünkü ürünün markası yoksa, güçlü bir pazarı yoksa ve tüketici o ürünü tanımıyorsa, üreticinin pazarlık gücü de sınırlı kalıyor.
Burada artık sadece çiftçiyi eleştirmek kolaycılık olur.
Çiftçi görevini yapıyor.
Asıl sorgulamamız gereken, Yozgat’ın tarımsal değerlerini markaya dönüştürmekle görevli olanların ne yaptığıdır.
Bir ürünün tarladan çıkıp sofraya ulaşması kadar, o ürünün tüketici tarafından tanınması da önemlidir.
Bugün bazı şehirlerin yöresel ürünleri market raflarında, internet sitelerinde, fuarlarda, festivallerde ve ulusal tanıtımlarda kendine yer bulabiliyorsa, biz neden bunu Yozgat’ın ürünleri için yeterince yapamıyoruz?
Yozgat’ın marka ürünleri neden oluşturulamıyor?
Artık “Yozgat’ta şu ürün yetişiyor” demenin ötesine geçmemiz gerekiyor.
Yozgat’ın ürünlerini markalaştırmalıyız.
Sekili kavunu yalnızca Sekili’de bilinmemeli.
Kazankaya soğanı yalnızca Kazankaya’da tüketilmemeli.
Akdağmadeni salebi yalnızca ilçenin sınırları içerisinde kalmamalı.
Aydıncık’ın Bağrıbütün Kavunu gibi yöresel ürünlerimizin hikâyesi, üreticisi, coğrafyası ve değeri anlatılmalı.
Ürünlerin ambalajı, tanıtımı, internet üzerinden satışı, sosyal medya çalışmaları ve ulusal pazarlara ulaşması için ortak bir strateji oluşturulmalı.
Bunun için de üreticinin tek başına bırakılmaması gerekiyor.
Siyasi ve sivil toplum temsilcilerine çağrı
Buradan Yozgat’ın siyasi temsilcilerine, yerel yöneticilerine, ilgili kamu kurumlarına, ticaret ve ziraat kuruluşlarına, kooperatiflere ve sivil toplum kuruluşlarına açık bir çağrıda bulunuyorum:
Gelin, Yozgat’ın yöresel ürünleri için ortak bir masa kuralım.
Hangi ilçede hangi ürün yetişiyor?
Hangilerinin coğrafi işaret veya marka potansiyeli var?
Hangi ürünlerin üretim kapasitesi artırılabilir?
Üretici bu ürünü kaça satıyor, tüketici kaç liraya alıyor?
Ürünleri Yozgat dışındaki pazarlara nasıl ulaştırabiliriz?
İnternet satışını nasıl geliştirebiliriz?
Kooperatifleri nasıl güçlendirebiliriz?
Bu soruların tamamına cevap arayalım.
Her kurum kendi alanında küçük bir çalışma yapmak yerine Yozgat adına ortak bir tarımsal marka politikası oluşturalım.
Çünkü mesele yalnızca kavun, karpuz, soğan veya salep meselesi değildir.
Mesele Yozgat çiftçisinin emeğinin karşılığını alabilmesidir.
Çiftçinin emeği tarlada kalmasın
Bugün Yozgat’ın üreticisi ürününü satmak için pazara gidiyor. Yarın ise aynı ürünün başka şehirlerde çok daha yüksek fiyatlarla satıldığını görüyor.
Bu tabloyu değiştirmek zorundayız.
Üreticinin emeği ile tüketicinin ödediği para arasındaki uçurumun azaltılması için yerel markalar oluşturulmalı, kooperatifleşme teşvik edilmeli ve doğrudan satış kanalları güçlendirilmelidir.
Yozgat’ın ürünleri yalnızca hasat döneminde haber olmamalı.
12 ay boyunca tanıtılmalı.
Festivallerde, fuarlarda, sosyal medyada, e-ticaret platformlarında ve ulusal organizasyonlarda Yozgat ürünlerinin adı duyulmalı.
Aydıncık’ın Bağrıbütün Kavunu için yapılan tanıtım bu anlamda önemli bir örnektir. Fakat bunun tek tek ilçelerin çabası olmaktan çıkarılıp Yozgat’ın ortak projesine dönüştürülmesi gerekir.
Artık kaybedecek zamanımız yok
Yozgat’ın toprağında değer var.
Üreticisinde emek var.
Ürünlerinde hikâye var.
Eksik olan ise bu değerleri bir marka çatısı altında buluşturacak güçlü bir irade ve sürdürülebilir pazarlama anlayışı.
Siyasi irade burada devreye girmeli.
Yerel yönetimler taşın altına elini koymalı.
Kamu kurumları koordinasyonu sağlamalı.
Ziraat odaları ve kooperatifler üreticinin yanında olmalı.
Sivil toplum kuruluşları da bu sürecin dışında kalmamalı.
Çünkü artık yalnızca yol, bina, altyapı konuşmanın ötesine geçip Yozgat’ın ürettiği değerin nasıl ekonomik kazanca dönüştürüleceğini konuşmamız gerekiyor.
Ben buradan bütün yetkililere soruyorum:
Yozgat’ın ürünlerini ulusal markalara dönüştürmek için daha neyi bekliyoruz?
Çiftçi üretiyor.
Toprak veriyor.
Emek ortaya konuyor.
Şimdi sıra bu emeği markaya, pazara ve kazanca dönüştürmekte.
Yozgat’ın bereketi tarlada kalmasın. Yozgat’ın markası sofralara, raflara ve Türkiye’nin dört bir yanına ulaşsın.