Çocukta Kaygı Bozukluğunun Erken Belirtileri
Her çocuk zaman zaman kaygılanır; bu doğaldır ve hatta gelişimin bir parçasıdır. Ancak kaygı, çocuğun günlük hayatını, uykusunu, okulunu ve ilişkilerini bozmaya başladığında sıradan bir endişe olmaktan çıkar. Bir eğitimci olarak, öğretmenlerin ve ebeveynlerin bu ince çizgiyi erken fark etmesinin çok değerli olduğunu görüyorum. Erken fark edilen kaygı, çok daha kolay yönetilir.
İlk belirtiler çoğu zaman bedende ortaya çıkar. Sık sık karın ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısından yakınan ama tıbbi bir sebebi bulunmayan çocuk, aslında kaygısını bedeniyle anlatıyor olabilir. Özellikle bu şikâyetler okul sabahları veya sınav günleri yoğunlaşıyorsa, dikkatle bakmak gerekir. Beden, çocuğun henüz kelimelere dökemediğini gösterir.
Davranış değişiklikleri de önemli bir işarettir. Eskiden severek yaptığı etkinliklerden kaçınmak, sürekli "ya şöyle olursa?" diye sormak, aşırı mükemmeliyetçilik, küçük hatalarda büyük çöküntü yaşamak kaygının izleridir. Bazı çocuklar içe kapanırken, bazıları huzursuzluğunu öfke ve sinirlilikle dışa vurur. İkisi de aynı kaynaktan beslenebilir.
Uyku ve iştah düzenindeki bozulmalar da göz ardı edilmemeli. Uykuya dalmakta zorlanma, kâbuslar, geceleri sık uyanma ya da iştahta belirgin değişiklikler kaygının bedensel yansımalarıdır. Ayrıca anne babadan ayrılmakta aşırı zorlanma, okula gitmek istememe gibi durumlar da erken uyarı sinyalleri arasındadır.
Bu belirtileri fark ettiğinizde çocuğu yargılamadan, "neyin seni endişelendirdiğini birlikte anlayalım" tavrıyla yaklaşın. Kaygıyı "abartma, geçer" diyerek küçümsemek çocuğu yalnızlaştırır. Belirtiler süreklilik kazanıyor ve günlük hayatı ciddi biçimde etkiliyorsa, bir uzmandan destek almak zayıflık değil, sorumlu bir ebeveynliktir. Erken destek, çocuğun yükünü hafifletir.
