KÖŞE YAZISI

Anne Babanın Matematik Kaygısı Çocuğa Geçer mi?

Nimet Seven Nimet Seven

"Ben de okulda matematiği hiç sevmezdim, sen de bana çekmişsin." Bu cümle, pek çok evde iyi niyetle, hatta çocuğu teselli etmek için kurulur. Ama çocuğun zihnine bıraktığı iz teselliden çok farklıdır. Çocuk bu sözden, matematiğin bazı insanlara göre olmadığını ve kendisinin de o insanlardan biri olduğunu anlar. Matematikle ilgili duygular, çoğu zaman sınıfta değil, evde, mutfak masasında yapılan ödevlerin başında şekillenmeye başlar.

Kaygı bulaşıcı bir duygudur. Ödev sırasında iç çeken, soruya bakar bakmaz "bunu biz böyle öğrenmedik" diyerek geri çekilen ya da hata yapıldığında sesini yükselten bir yetişkin, çocuğa farkında olmadan bir mesaj verir: Matematik tehlikeli bir alandır. Çocuk zamanla bu gerginliği konunun kendisiyle özdeşleştirir. Böylece zorlandığı bir soru, sıradan bir öğrenme anı olmaktan çıkar ve başarısızlığın kanıtı gibi görünmeye başlar.

Bu zinciri kırmak için matematik dehası olmak gerekmez. Önce kendi cümlelerimizi değiştirebiliriz. "Ben yapamazdım" yerine "Bunu birlikte anlamaya çalışalım" demek, çocuğa merakı örnek gösterir. Bilmediğimiz bir yöntemle karşılaştığımızda, çocuğun öğretmeninden öğrendiğini bize anlatmasını istemek hem onun özgüvenini artırır hem de bizi baskıdan kurtarır. Hatanın yanında sakin kalmak ise belki de en güçlü mesajdır.

Kendi kaygısını fark eden ebeveyn, bunu çocuğundan saklamak zorunda da değildir. "Ben bu konuda zorlanırdım ama denemeyi bırakmazdım" demek, çocuğa duyguyla birlikte çabayı da gösterir. Gerekirse ödev desteğini evde matematikle daha rahat olan başka bir yetişkine bırakmak ya da öğretmenle iş birliği yapmak da sağlıklı bir yoldur. Çocuğun matematikle kuracağı ilişki, büyük ölçüde etrafındaki yetişkinlerin bu derse nasıl baktığına bağlıdır.

Bu içeriği paylaş