Çocuğunuza Kaybetmeyi ve Kazanmayı Öğretmek
Kazanmak da kaybetmek de hayatın kaçınılmaz iki yüzüdür ve çocuklar bu ikisiyle nasıl baş edeceğini küçük yaşta oyunlarda öğrenir. Bir ebeveyn olarak göreviniz çocuğu her zaman kazandırmak değil, kaybettiğinde ayağa kalkmayı öğretmektir. Sürekli kazanan çocuk, ilk gerçek engelde çok daha ağır sarsılır. Bu yüzden kaybetmek, aslında bir yenilgi değil bir provadır.
Çocuk kaybettiğinde önce duygusunu inkâr etmeyin. "Üzülme, önemli değil" demek, hissettiği üzüntüyü yok saymaktır. Bunun yerine "kaybedince üzülmek çok normal, ben de üzülürdüm" demek duyguyu meşrulaştırır. Duygusu kabul gören çocuk, o duyguyu çok daha hızlı geçiştirir. İnkâr edilen duygu ise büyür.
Kazandığında da tutumunuz belirleyicidir. Aşırı övgü ve zaferin abartılması, çocuğu değerini kazanmaya bağlayan bir tuzağa sürükler. Kazanınca rakibe saygıyı, kaybedeni küçümsememeyi öğretmek karakterin temelidir. "Güzel oynadın" demek, "sen en iyisisin" demekten çok daha sağlıklıdır. Amaç kibirli bir galip değil, olgun bir yarışmacı yetiştirmektir.
En önemli ders, sonucu değil çabayı merkeze almaktır. "Kaç kazandın?" yerine "nasıl oynadın, ne öğrendin?" sorusu çocuğun bakışını değiştirir. Yenilgiyi "neyi geliştirebilirim?" sorusuna çeviren çocuk, kaybı bir öğrenme fırsatına dönüştürür. Bu bakış, ileride sınavda ve iş hayatında da onu ayakta tutacaktır.
Unutmayın, çocuk sizi izleyerek öğrenir. Siz bir aksilikle karşılaştığınızda söylendiyseniz, kaybettiğiniz bir tartışmada küstüyseniz, çocuk asıl bunu model alır. Kendi hayal kırıklıklarınızı olgunlukla karşılamanız, ona verebileceğiniz en güçlü derstir. Kaybetmeyi öğrenen çocuk, aslında dayanıklılığı öğrenir.
