TÜRKİYE SİYASETİNİN MEVCUT DURUMU
DEİK Türkiye–Tunus İş Konseyi Başkan Yardımcısı ve iş insanı Osman Kozan, Türkiye'de de bir dönem siyaset yapmış biri olarak şunu açıkça söyleyebilirim: Normal şartlarda muhalefetin görevi iktidarı taşlamak değil, iktidara alternatif olmaktır. Fakat bugün muhalefetin önemli bir bölümü, “Erdoğan gitsin de kim gelirse gelsin” anlayışına sıkışmış durumda.

Siyasette iki sanat vardır: Söverek övme ve överek sövme sanatı.
Türkiye siyasetinin fotoğrafını biraz da bu iki sanatın bir tarafı üzerinden okumak gerekir.
Fransa'da yaşadığım 15 yıl boyunca orada aktif siyasetin içerisinde bulunmuş, dünyanın birçok ülkesini görmüş ve Türkiye'de de bir dönem siyaset yapmış biri olarak şunu açıkça söyleyebilirim:
Normal şartlarda muhalefetin görevi iktidarı taşlamak değil, iktidara alternatif olmaktır.
Fakat bugün muhalefetin önemli bir bölümü, “Erdoğan gitsin de kim gelirse gelsin” anlayışına sıkışmış durumda.
Peki, Erdoğan gitse ne değişecek?
-Yerine gelecek olanın kim olduğunu?
-Ne yapacağını?
-Ülkeyi hangi projelerle yöneteceğini?
-Ekonomiyi nasıl düzelteceğini?
-Adaleti nasıl tesis edeceğini?
-Eğitimde ne yapacağını?
-Emekli ve asgari ücretlinin durumunu nasıl iyileştireceğini?
-Sağlıkta ne gibi yenilikler getireceğini?
-Savunma Sanayinde neler yapacağını?
-Dış politikada nasıl bir yol izleyeceğini?
-Ve Türkiye'yi nereye taşıyacağını ortaya koymadan yalnızca bir kişinin gitmesini istemek siyaset değil, siyasi kavga üretmektir.
Çünkü Erdoğan'ın gitmesi, Türkiye'nin bütün sorunlarının kendiliğinden çözüleceği anlamına gelmez.
Hatta yanlış kadrolarla, yanlış politikalarla ve hazırlıksız bir yönetimle gelen, gideni bile aratacaktır.
Mesele Erdoğan'ın gitmesi değil; Erdoğan'ın yerine Türkiye'yi daha iyi yönetecek bir iradenin gelmesidir.
Mevcut siyasi arenaya bakıyorum...
-Proje yok!
-Sorunlara çözüm yok!
-Kadrolar dağınık!
-Ortak hedef belirsiz!
-Güçlü bir gelecek tasavvuru yeterince ortaya konulamıyor!
Bunun yerine çoğu zaman öfke, slogan, kişiselleştirilmiş siyaset ve Erdoğan karşıtlığı öne çıkıyor.
Sonuç?
Erdoğan kazanıyor.
Yine Erdoğan kazanıyor.
Yine yeniden Erdoğan kazanıyor.
Çünkü siyaset yalnızca “kimi göndereceğim?” sorusuyla yapılmaz.
Asıl soru şudur:
“Ben onun yerine ne koyacağım?”
Ben ticaret hayatımda bile yanımda çalışan birini değiştireceksem, önce yerine kimi koyacağımı düşünürüm. Yenisi hazır olmadan eskisini göndermem.
Kaldı ki konu koskoca bir ülkenin yönetimiyse, “bardak sürahi seçilsin ama Erdoğan gitsin” anlayışı devlet yönetimi ciddiyetiyle bağdaşmaz.
Siyasi muhalefetin gerçek gücü, iktidara ne kadar sert vurduğuyla değil; millete ne kadar güçlü bir gelecek gösterebildiğiyle ölçülür.
“Sayın Cumhurbaşkanı, milletin tercihiyle 25 yıl bu ülkeyi yönetmiştir. Fazlasıyla, eksiğiyle vermiş olduğu hizmetlerden dolayı kendisine teşekkür ediyorum. Ben iktidar olduğumda ilk 100 günde şunları yapacağım” diyebilen;
kadrosunu ortaya koyan,
hesabını kitabını anlatan
ve millete güven veren bir siyaset ortaya konulduğunda,
işte o zaman gerçek bir alternatif doğar.
Millet de o yöne doğru meyletmeye başlar.
Ama anlaşılan bazıları iktidar olmak değil, iktidar düşmanlığı üzerinden etrafına kalabalık toplamayı daha kolay buluyor.
Ben buna “söverek övme sanatı” diyorum.
Muhalefet, Erdoğan'a taş atarak onu büyütmeye devam ediyor.
Millet ise, aynı siyasi tiyatronun altında defalarca ümitleri boşa çıkarak yıllardır ezim ezim eziliyor.
Muhalefetin oynadığı tiyatroyu gördüğüm ve bu sebeple son 4 yıldır hiçbir siyasi oluşumun içerisinde olmadığım için, ben bu tiyatronun ne oyuncusuyum ne figüranı.
Çünkü benim meselem birilerinin gitmesi veya birilerinin gelmesi değil.
Benim meselem milletin kazanması.
Gelecek nesillerin kazanması.
Ve Türkiye'mizin kazanması.
Dünya görüşü her ne olursa olsun, bu ülkede benim gibi düşünen milyonlarca insan olduğunu biliyorum.
Bu nedenle benim için siyasetin asıl sorusu:
“Erdoğan nasıl gider?” değil;
“Erdoğan'ın yerine kim?
Hangi kadroyla?
Hangi projeyle?
Ve Türkiye'yi nereye götürmek üzere gelir?”
Bir iktidarı devirmek başka şeydir.
Bir ülkeyi yönetmeye hazır olmak bambaşka şeydir.
İktidarı eleştirmek kolaydır.
İktidara talip olmak da kolaydır.
Asıl mesele, iktidara geldiğinde millete ne vereceğini gösterebilmektir.
Ben siyasette birilerinin gitmesini değil, Türkiye'nin kazanmasını görmek istiyorum.
Bu yüzden önce şunu sormalıyız:
“Kim gidecek?” değil,
“Kim gelecek ve ne yapacak?”
Çünkü bugün Türkiye'nin en büyük eksiklerinden biri; bir iktidardan kurtulma projesinin, Türkiye'yi ileriye taşıma projesinin önüne geçmiş olmasıdır.
Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla öfke değil.
Daha fazla akıl, daha güçlü kadro, daha büyük vizyon ve gerçek bir devlet yönetimi iradesidir.
Zira, devlette devamlılık esastır.
Galiba bizim asıl eksiğimiz de tam burada:
Erdoğan'dan kurtulma projesi çok...
Ama maalesef, Türkiye'yi ileriye götürme projesi yok!

